Goygoycular


Osmanlı'nın sosyal hayatı içerisinde, Iskatçılar (mortçular), sebilciler, kasideciler ve kabakçılar gibi adlar verilen dilenci gruplarından biri de, İstanbul'da muharrem ayının ilk günlerinde kapı kapı dolaşarak dilenen ve çoğunluğu kör olan "goygoycular" idi.. Cami imaretinin karşısındaki tabhane (yoksulların kalması için kurulmuş hayır kurumu) binasında barınan goygoycular, altı kişilik gruplar halinde dolaşıp, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in şehadetleri ile ilgili kaside ve mersiyeler okuyarak dilenirlerdi.. "Goygoy" kelimesinin, söylemiş oldukları ilahilerde geçen nakaratlarla ilgili olabileceğini düşünenlerin yanında okudukları mersiyelerin son bölümlerinde "hey kaygulu canım" şeklindeki bağırışlarından da doğabileceğini ileri sürenler olmuştur.. Goygoycuların tam olarak ne zaman İstanbul'da görüldüklerine dair kesin bir bilgi olmasa da, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra ortaya çıktıkları tahmin edilmekte.. Başlarında bulunan külahlara ince beyaz yemeni sarıp sırtlarına beyaz cüppe, ayaklarına da sarı pabuç giyen goygoycular, II. Meşrutiyet'in ilanına kadar sokaklarda dilenebilmiş, ancak bu tarihten itibaren artık para ve erzak toplamalarına izin verilmemiştir. Özellikle Muharrem ayının başlarında dini bir kisveye bürünerek ortaya çıkmalarının sebebi ise, Kerbela'da yaşanan menfur olayları unutturmamaktır.. Goygoycular, kör oldukları için yanlarında "yedekçi" ya da "eydirci" adını verdikleri bir yardımcıyla altı kişilik gruplar halinde birbirlerini omuz başlarından tutarak tek kol düzeninde yürüyüp sokaklarda dilenirlerdi. Bu altı kişi, 12 imamı sembolize eden ikişer gözlü 12 torba taşır, topladıkları erzak ve sadakaları bunlara koyarlardı.. Diğer taraftan, goygoycular, ilginç ve biraz da dağınık görünümleriyle yaramaz çocukların anneleri için tam bir terbiye aracıydı. Goygoycular onlar için bazen bir polis, bazen bekçi, bazen de ürkütücü bir korku unsuru idi.. Hem yerli kaynaklar, hem de yabancı seyyahların hatıratı bizlere Osmanlı coğrafyasında dilenciliğin çok yaygın olmadığını, buna sebep olarak da sadaka kültürünün toplumun her tabakasında yayılmış olduğunu aktarıyor.. Evliya Çelebi 17. yüzyılda İstanbul'da dilenci sayısının 7 bin olduğunu söylerken, aynı tarihlerde Paris'te bu sayının 40 bin olması dikkate değer bir bilgi olarak karşımıza çıkıyor..

(MURAT KUTLU, "Sıradışı Osmanlı")

0 yorum:

Yorum yaptığınız için teşekkür ederiz.