Onlar 'Hak Aşığıdırlar.."



Sultan Aziz devrinde kadın sokağa çıkmak fırsatını pek güç bulurdu. Bu devrin sonuna doğru tıp imdada yetişerek "fakrüddeme" (kansızlığa) uğrayan kızlar için bahar mevsiminde bir gezinti ve hava alma yolu açmıştı. Solup sararan, kansızlığa yakalanan kızı, el sürüyerek, başında örtü, her tarafı kapalı, güya muayene eden "tatlı su frengi" doktor : "Çelik vermek lazım," derdi, "İki türlü çelik damlası vardır ; birisini alınca araba ile her gün bir saat dolaşmak lazım gelir ; öbürünü alınca kıra çıkmalı, bir saat açık havada oturmalı !.." Serveti müsait olanlar "Araba çeliği"ni tercih ederlerdi ; küçük hanım 20 gün çelik damlası alır, koçuya biner, Edirnekapı dışında gezinti yapardı. Parasızlar "yayan çelik"inde karar kılarlar, 20 gün civar bostanlara, çayırlara gitmek fırsatını bulurlardı. Bu çelik ilacı yüzünden İstanbul'un o zamanki tarihine hayli aşk ve ilişki olayı kaydedilmiştir..

Karagöz'de veya orta oyununda seyredilen "Kerem ile Aslı", "Ferhad ile Şirin", kızlara gözyaşları döktürür, delikanlıların yüreklerini yakar, ateşli ahlar göğüsleri inletirdi. "Birbirine hasret gitmek" yani "kavuşamadan ölmek" yalnız gençlerin ve aşıkların değil, yaşlıların da hüznüne dokunurdu. Ama bu meşhur kahramanların aşkını ahlak ve terbiye noktasından başka türlü, farklı yorumlama gereği hissedildiğinden ihtiyarlar, gözleri ağlamaktan şişmiş genç kızlara dindarca bir tavır alarak şöyle söylerlerdi : "Onları siz bizim bildiğimiz aşıklardan mı sanıyorsunuz ayol ! Onlar 'Hak aşığı'dırlar.."

 (REFİK HALİD KARAY, "Üç Nesil Üç Hayat")

0 yorum:

Yorum yaptığınız için teşekkür ederiz.