14 Mart 2020 Cumartesi

Avrupa'nın Baharatı Keşfi



Portekizli kâşif Vasco da Gama, 1496'da emrindeki 170 denizci ve dört gemiyle Lizbon limanından yola çıkar. Asıl amaç, Avrupa'nın Asya'yla aracısız iletişimini sağlamak, dolayısıyla kolonileştirmeyi, köleleştirmeyi ve başka topraklarda hak iddia edebilmeyi de kanunlaştırmaktı. Yaklaşık bir yıllık seyrin sonunda gemicilerin bir kısmı kara görmeden geçen aylara isyan ederek geri dönmek istedi. Yolda 55 mürettebatını kaybeden Gama, 20 Mayıs 1498'de Hindistan'da Calicut / Kozhikode'ye vardı. Seyir defterine şöyle yazmış ve muhtemelen kendi bile inanmamıştı : "Biz Hristiyan ve baharat peşindeyiz.."

Calicut Kralı Zamorin, Avrupa'dan gelen bu "dostça" ziyarete müthiş bir ilgi gösterdi. Hediyeler arasında şapka, pelerin, petek petek bal, pirinç kutu falan vardı ama gümüş veya altın bulunmuyordu. Bu "mütevazı" hediyelere biraz bozulsa da cömert Kral Zamorin, iki yıllık seyrin ardından karaya ayak basan denizcileri yedirdi, içirdi, gezdirdi. Gerekli pazarlıkları yapan Vasco da Gama için asıl hikâye Portekiz'e döndükten sonra başladı. Avrupa'nın Doğu ile ticareti o zamana dek Venedik, Osmanlı ve İran üzerinden yapılırken artık her ikisine de ihtiyaç duyulmuyordu. Osmanlı'nın 1500 yılı itibarıyla ticari hayatına ciddi şekilde olumsuz bir etki yaratan bu keşif, Hindistan için karanlık bir tarih, Portekiz içinse kutlanacak bir hikâye yaratmıştı. Sadece Osmanlı değil, adına tiyatro eserleri yazılan Venedikli tacirler de bu keşfin sonunda işsiz kalmıştı.. Peki ama neydi baharatın o dönemdeki önemi? Her şeyden önce baharat, hava ve sudan sonra geliyor, yaşamsal önem taşıyordu. Mesela masaya konan çilek bile önce şarap, ardından tarçın, ardından muskat kabuğu ve karabiberle tatlandırılıp öyle servis ediliyordu. Bir tarifte ne kadar çok baharat kullanılmışsa, zerdeçalından zencefiline, safranından bademine, sofra o kadar zengin sayılıyordu. Krallar birbirine baharat hediye ediyor, bazı ödemeler altın yerine karabiberle yapılıyor, soylu ailelerin akşam yemeklerinin sonunda altın tepsilerde misafirlere baharat ikram ediliyordu..

Baharat cennetle ilişkilendirildiği, "Cennetten çıkma" kabul edildiği için, cennetin de Doğu'da bir yerlerde olabileceği düşünüldü.. Avrupa tam 500 yıllık baharat tüketiminin sonunda fazlasıyla doymuştu ve artık zenginliğin göstergesi değil, fakir sofraların lezzetsiz yiyeceklerini tatlandıran ucuz şeylerdi baharatlar..

Baharat, altın çağını 12. ve 17. yüzyıllar arasında yaşarken, yerini yavaş yavaş kahveye, çikolataya ve çaya bırakıyordu.. Şekerin bir gramı herhangi bir baharatın kilolarcasına eş değerdi. Yeni tutkular için yeni rotalar belirlendi..

(BEDİA CEYLAN GÜZELCE, "Bir Tutam Avuntu")

(EKTEKİ RESİM: Alfredo Roque Gameria'nın, "Vasco da Gama'nın 1498'de Kozhikode'ye Varışı" adlı 1900 yılında yapılmış tablosu.. Sergilendiği yer : Portekiz Ulusal Kütüphanesi)

0 yorum:

Yorum yaptığınız için teşekkür ederiz.